Sonsuzluğun Sonu
İkinci kez okuduğum nadir kitaplardan biri. Daha tuhafı, sanki ilk kez okuyormuşum gibi bir iştahla bitirdim. Bazı kitaplar vardır, sen değiştikçe onlar da değişir. Benim için bu kitap onlardan biri ve yeri gerçekten özel.
Asimov’un eserlerini birbirine bağlama biçimi burada yine yakaladı beni. Zaman ve uzay aslında iki farklı sonsuzluk türü. Vakıf Serisinde temsil edilen sınırsızlık uzay üzerinden anlatılırken, Sonsuzluğun Sonunda bu sonsuzluk zaman üzerinden kuruluyor. Sanki Asimov bu iki anlatıyı farklı gerçeklikler olarak değil, birbirinin tam tersi ama aynı zamanda tamamlayıcısı olarak kurgulamış.
Peki insanlığı gerçekten ileriye taşıyan şey ne? Belirsizliği kontrol altına alma arzumuz mu, yoksa karşımıza çıkan zorlukları aşma hevesimiz mi? Kontrol arttıkça güvenlik artıyor gibi görünüyor, evet. Ama aynı oranda anlamı da kaybediyor gibiyiz. Belki de ilerleme, tamamen kontrol edilen bir gelecekten değil; dirençten, riskten ve bilinmezlikle yüzleşmekten besleniyor.
Bu düşünceler beni dönüp dolaşıp kendi içimde sık sık yaşadığım o eski çatışmaya getirdi: Kaos mu, düzen mi? Rastlantısallık mı, deterministik bir evrende belirlenmiş bir yol mu? İşin ironik tarafı şu ki, hangisini seçersek seçelim, yaptığımız seçimin özünde hangisinden doğduğunu ya da bizi nereye götüreceğini gerçekten bilmiyoruz. Sadece o an, birine inanmayı seçiyoruz. Sen hangisine inanıyorsun?
